Vladi Benbanaste
  • Otobiyografi
  • Blog
  • İletişim

Blog » Köşe Yazılarım - Ters Köşe

Şalom’u okumamVladi

Bu hafta, başlamadan önce bugün (sizin gazeteyi okuduğunuz gün değil benim yazdığım gün olarak) duyduğum ve beni çok güldüren bir anekdot ve buna bağlı olarak benim hatırladığım başka bir anekdotu anlatarak başlayacağım: konu Şalom, ben ve yazılarım… Yine bir Şalom yazarı olan ‘bir’ arkadaşımın bulunduğu mecliste nasıl olmuş ise olmuş laf dönüp dolaşıp Şalom’a gelmiş. “Şalom’u okuyor musun?” diye sormuş bizim diğer yazar… Tanıdıklardan ben yazıyorum, Vladi yazıyor, çok hoş yazılar var, herkese hitap edecek geniş bir çeşitlilik var da filan da falan da şeklinde diye hafif tertip; gazetemizin okunabilitesini değerli okuyucumuza hafiften ama damardan damardan vermeye çalışırken; aldığı cevap: “Valla benim futbolla hiç alakam yok, bu sebeple Vladi’yi hiç okumam… ” Garibim bir bilse futbola olan alakamın derinliğini… Bu cevap beni ‘ters köşeye’ yatırdı gülmekten.

Gelelim ikinci anekdota: adadayız, (anr-nu; ada sezonu da iyiden iyiye geldi) klöb’de metrekareye 4,6 kişi, bir metrelik uçuşan şemsiyelerin altına tünemiş; aylak leylekler misali lak-lak yapıyoruz. Yakın takipçilerimden; son yazdığım yazı üzerinde ufak tefek beğeni yorumlarını dinliyorum… Yine tesadüfe bakınız ki (tesadüfü görmek için birkaç satır yukarısını referans alabilirsiniz) nasıl olduğunu anlamadan laf dönüp dolaşıp, Şalom’a kadar geldi. Az uzakta biraz daha ilgisiz duran bir Şalom oku-ma-yıcısı var. “Şalom okur musunuz?” diye sordum; güleriz ağlanacak halimize misali cevabı sizinle paylaşmak istedim: “Benim din ile alakam yok, Şalom okumam…” Ne diyeyim ben şimdi diye, düşünmedim bile…

Yaklaşık, tam olarak, sanırım 3-5 hafta önce bir mail geldi… “shabbat, stop, rest, enjoy.” İşim gücüm var; o kadar mailin içerisinde yarar mı? Spam mı? Anlamak için bile vakit harcamak gerektiğinden; “Amaaaan” dedim kendi kendime, “Yine ne geldi kim bilir?” diye düşündüm tam ki ‘ri-saykıl kovasına’ atacakken, kendimi gelen ‘yu-tub’u izlerken buldum. Günümüz koşuşturması içindeki bir aile canlandırılmış. Senin, benim, bizim ailemiz tipinde bir ailenin çalar saate ‘kapatmak üzere uzanan’ bir el ile başlıyor. Baba herkescikler uyurken kalkıyor, daha hava aydınlanmamış, buzdolabı önünde çala-kalem bir kahvaltı ve trafik keş-me-keş ve havaalanı. Uçak, toplantı, stresli geçen dakikalar darken haftanın günleri ekrandan geçmeye başlıyor. Başka bir sahnede yine bir sabah ve yine kargaların uyanmadığı bir saat; bu defa başrolde anne; çalar saati durduruyor, bilgisayar, mesajlar eşliğinde evin küçük kızına kahvaltı verip giydirirken büyük çocuk elinde bir sand-ö-viç ile evden çıktığını fark eden bile olmuyor, anne; kulağında telefon, kızını servise bırakırken; ne bir öpücük ne sıcak bir gülümseme… Vakit gece yarısını çoktan geçmiş bir saatte eve gelen babişko karanlık mutfakta, çoktan soğumuş olan akşam yemeği tabağında karısının onu ‘sevdiğini’ yazan ‘post-it’i buluyor, çoktan uyumuş olan küçük kızının odasını açmadan, kulaklıkla skayp-i yapan oğlunun kendisinin geldiğini fark etmemesi üzerine kapıyı yeniden kapatarak odasına yöneliyor. Salı, çarş, perş, filan derken günler bu rutinde birbirini kovalıyor. Derken bütün hafta kovalamaç oynamış olan günler cuma günü geldiğinde birden yavaşlıyorlar. Akşam herkesler erkenden eve geliyor. Bütün haftanın aksine herkesin yüzünde bir kola reklamı gülümsemesi. Sahne: masa başındaki aile, annenin elinden yanan iki Şabat mumu, belli belirsiz bir dua seremonisi ve “le-hayim”, dağıtılan ‘hala’ ekmeği. Tüm aile eksiksiz gra-ma bir de üstüne gra-pa bile masada. Şaşıracaksınız ama herkes kendinden en uzaktaki kişi ile çaprazdan aynı anda ve birbirini dinlemeden konuşuyor, anlayacağınız içinizi ısıtan çok tipik ‘bizden’ bir görüntü… Haftanın harala – gürele bir geceliğine bile olsa son bulmuş…

Bu maili izlediğimde ben de işteydim ve bu sabah, dün sabah bir önceki ve daha öncekiler de olduğu gibi aynen ben de; sabah çocuklarım beni ben onları görmeden evden çıkmıştık, sebep-i hayatım telefondayken işaret dili ile onu sevdiğimi söylemiş ve akşama görüşürüz demiştim… Durdum, arkama yaslandım, (koltuk arkalığı bozuk olduğundan geriye doğru düşüyorum sandım ve kendimi yeniden can havli ile öne doğru attım) bir an için düşündüm; dur yahu! Gerçekten hayatımız böyle mi diye… Evet ve de maalesef evet, aynen böyle bir keşmekeş içerisindeydik… Hani bugünlerde moda olan bir şarkı gibi “yat-caz kalk-caz, yat-caz, kalk-caz, yat-caz kalk-caz, (birkaç kere saydım 3 kez diyo) hoop ordayım… Bizim hayatımız da “yat-caz kalk-caz” rutinine oturmuş, bindik bir alamete gidiyoz kıyamete misali kum saatimizi bilinçsizce ama cömertçe tüketiyoruz. Bütün bir hafta bıktırıcı trafik, yorucu bir koşuşturma, yıpratıcı işler, güçler, dersler, mecburiyetler derken, ‘biz’, ‘olmak istediğimiz biz olmaktan’ çıkmışız.

İşte bu sebep ile haftanın en yoğun günlerinden birinde; yu-tub videosunu izlemenizi özellikle tavsiye ederim. Yazın ‘gugula’ ‘shabbat, stop, rest, enjoy’ diye yaslanın arkanıza (aman koltuk arkalığınız sağlam olsun) kendinize cömertçe 2 dakot 22 saniyot ayırın ve önceliklerinizi yeniden organize edin, ailenizi ve dostlarınıza ayıracağınız zamanı yeniden programlayın... Anlatmaya çalıştığım bu konuda Şabat bakan da layt bakan da extra layt bakan da (dikkat ederseniz bakmayan kelimesini kullanmadım) bu Şabat akşamının birleştirici ve bağlayıcı etkisinden kendine mutlaka büyük bir pay çıkartmaktan geri kalmasınlar. Haydi, kendinize şu anda bir ‘söz’ verin bir ‘iyilik’ yapın; cumaları en azından saat 10’a kadar hep birlikte olmak için herkes elinden geleni yapsın, büyük sofralarımız hiç eksilmeden hep artarak, hep dolu dolu, gürültülü, patırtılı ve torunların yaptığı saçma sapan piyes ve tiyatrolar ile dopdolu olsun…

Buna itiraz ederseniz size tavsiyem; üst paragraflarda bahsetmiş olduğum ‘Şalom’u dini gazete zannedip okumamayı ilke edinmiş ve beni en derininden spor yazarı zannedip hiç okumamış’ iki sevgili oku-ma-yıcım gibi yanılgıda olabileceğiniz düşünmenizi isterim.

Hayatınızın en güzel anları; sizi sevenler ile paylaştığınız anlardır. Ben size her yazımın sonunda boşuna mı diyorum “Sevgiyle kalın” diye?

Yüzyıllar boyu bir masanın etrafında hep sevgiyle kalın...
Yorumlar
0 yorum yapılmıştır.
Bu yazı ile ilgili henüz yorum yapılmamıştır.
Yorum Yaz
*İşaretli alanların doldurulması zorunludur.
*Adınız Soyadınız :
*E-Mail Adresiniz ( Gizli kalacaktır. ) :
Web Siteniz :
*Yorumunuz :
*Güvenlik Kodu :